Son Üyeler

eberbil : 11/03/2010 20:08 AHMET1976 : 11/03/2010 16:23 Oblibuptelula : 11/03/2010 11:32 okukul : 11/03/2010 10:43 maykilll : 11/03/2010 07:30 ahmetsuhan : 11/03/2010 02:12 darked : 11/03/2010 00:56 ores : 10/03/2010 21:35 cglynmst : 10/03/2010 00:01 bakir : 09/03/2010 22:41 zambak197826 : 09/03/2010 22:09 formath : 09/03/2010 22:03 vacity : 09/03/2010 17:45 serhat_daglar : 09/03/2010 17:37 akiel : 09/03/2010 16:56 fatihlerim : 09/03/2010 15:29 nakfirat : 09/03/2010 14:18 askabat : 09/03/2010 09:14 eko73 : 09/03/2010 01:59 feyzi55 : 08/03/2010 20:02

Sitemizde şu an

Şu anda 26 ziyaretçi çevrimiçi
Almanya'da Türkçe Anadil Eğitimi ve Türkçe Öğretmenliği PDF Yazdır
Alman Eğitim Sisteminin sorunlarına, durumuna, geçen ders yılında yayınlanan "PISA Raporu" ile dikkatler çekilmişti. Siyasal partiler, Öğretmen ve Bilimciler Sendikası, veli örgütleri, öğretmen dernekleri, eğitim ve pedagoji ile ilgili kurum ve kişiler Alman eğitiminin sorunlarını tartıştılar, tartışmaya devam ediyorlar.
Kimi parti, dernek ve kişiler suçu yabancı ç ocukların sırtına yükleyiverdi. Çalıştığım okullarda, bazı öğretmenlerin "Türk çocuklarının ve Türkçe Derslerinin okuldaki genel başarıyı düşürdüğü" yönündeki sözlerini kendi kulaklarımla duydum.
Bazı veliler de, Türkçe Anadil Derslerinin çocuğunun kafasını karıştırdığını; Türkçe’nin Almanca öğrenimini engellediğini; Türkçenin zaten önemsiz olduğunu söylüyor ve Almanca derslerde başarısız olan çocuğunu, iki satır bir yazıyla, hemen Türkçe derslerinden çekiyorlar. Anadil Eğitimi yerli ve yabancı birçok eğitimcinin, sendikaların, öğretmen demeklerinin sabırlı, bilime, akıl ve mantığa dayalı uzun mücadeleleriyle kazanılmıştı. Bu hakkın kazanılmasına emeği geçmeyenler, bu hakkın bilincinde olmayanlar, Anadil Eğitimini kısıtlama, engelleme planlarına sessiz kalıyorlar. Tam böyle bir zamanda, Kuzey Ren Westfalya Kültür Bakanlğı’nın Türkçe öğretmenlerinin, dolayısıyla Türkçe Derslerinin sayısını azaltma kararı aldığı basına yansıdı.

Alman Eğitim Sisteminden çok konuşuluyor, çok yazılıp çiziliyor. Ama bu genel sistem içindeki Türkçe Anadil Eğitiminden pek söz edilmiyor. Bu konuda, 30 yıllık meslek yaşamımın on beş yılı, Almanya'da, ilk ve orta öğretim okullarında Türkçe Anadil Dersi vererek geçen bir öğretmen olarak; bazı yanlışları düzeltmek; bazı gözlem ve düşüncelerimi ortaya koymak istiyorum.
Türkçe derslerinin, öğretmenlerin ve öğrencilerimizin olumlu-olumsuz yönleri eğitim sürecinin bütününü oluşturuyor. Bu yazımda özellikle olumsuzluklara değineceğim. Olumlu, yönleri görmediğim sonucuna varılmaması için, yazımın başlangıcında bu noktayı belirtme geregi duyuyorum.

Almanya'da 500 000'den fazla Türkiyeli öğrenci okulda gidiyor
Eğitimin üç temel öğesi: öğretmen, öğrenci, velidir. Bunlar birbirinden ayrılamaz. Toplumun bağrında; belli bir kültür dünyası içinde, karşılıklı birbirini etkileyerek, birbirinden öğrenerek eğitim süreci devam eder.
Bu yazımda genel olarak Almanya'daki eğitim ve öğretimden değil; Almanya'daki Anadil Eğitiminden, özellikle de Türkçe Anadil Eğitiminden sözedeceğim.
Konunun sınırlarını çizebilmek için, bazı istatistik verilere bakalım:
Berlin Büyükelçiliği, Eğitim Müşavirliği’nin 2001 yılı eğitim istatistiklerine göre Almanya'da, 2001 yılında, okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim, özel eğitim, meslek okullarına giden toplam öğrenci sayısı 517.552'dir. Ayrıca 22.301 öğrenci de yüksek öğrenim görmektedir. Alman vatandaşlıgına geçmiş Türkiye kökenli öğrencilerin sayıları bu istatistiklerde tam olarak yer almamaktadır. Bu nedenle ilköğretimden yüksek öğretime kadar öğrenim gören Türkiye kökenli öğrencilerin sayısı verilen bu sayılardan daha fazladır.
İlk ve orta öğretimdeki okullarda Türkçe dersi veren; Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı tarafından görevlendirilmiş toplam öğretmen sayısı 458'dir. On beş yıldan beri Kuzey Ren Westfalya, Hamburg, Hessen Eyaletleri Türkiye'den öğretmen alımını durdurmuştur. Türkiye'den öğretmen alımını durduran eyaletler, kendi ölçülerine göre seçerek Türkçe öğretmeni atamaktadırlar.
Bayern, Baden-Württemberg, Bremen, Berlin, Saarland Eyaletleri hâlâ Türkiye'den öğretmen almaktadır. Bu öğretmenler Türkiye'nin ölçülerine göre seçilmekte; güvenlik soruşturmasından geçebilenler dört yıllığına Almanya'ya gelmektedir.
Öğretmenler arasında Türkiye'den gönderilenlere "Konsolosluk Öğretmeni"; Eyalet Kültür Bakanlıkları tarafından atananlara da "Bakanlık Öğretmeni" deniyor. Maaşını eyaletlerin ödediği Türkçe öğretmenlerinin sayısı 1395'dir. Almanya'da toplam 1853 Türkçe Öğretmeni çalışmaktadır.
Türkçe öğretmenleri, bitirdikleri okullar bakımından da çok çeşitlidir. Kimi edebiyat fakültesi, kimi üç yıllık eğitim enstitüsü, kimi üç yıllık ilköğretmen okulu, kimi meslek okulu çıkışlıdır. Öğretmenler arasında, bitirdikleri okullar nedeniyle varolan bazı farklılıklar Alman Kültür Bakanlığı'nın düzenlediği meslek içi geliştirme kurslarıyla giderilmeye çalışılıyor. Bu kurslar Eyalet Kültür Bakanlığı'na karşı sorumlu olan öğretmenler için düzenleniyor.

Almanya'da Anadil Eğitimi
Almanya, yabancı işgücü alınma 1950 sonrası başladı. 1961'den itibaren Türkiye'den işçi alımı hızla arttı. 30 Ekim 1961'de Türkiye Cumhuriyeti ile Federal Almanya arasında yapılan işgücü Anlasmaşı'na göre, gelen işçiler üç yıl çalışıp geri dönecekti. Böylece Almanya, sigorta, emeklilik, aile işleri, yabancı işçi çocuklarının eğitimi, yabancı işçilerin kültürel gereksinimlerinin karşılanması gibi baş ağırtan sorunlardan kurtulacağını düşünüyordu.
Ama evdeki hesap çarşıya uymadı! "Üç beş kuruş biriktirip geri dönerim." diyen insanların çoğu Almanya'ya yerleşti. Eşini, çoluğunu çocuğunu yanına getirdi. 1974'te işgücü alımının durdurulmasından sonra, bu süreç daha da hızlandı. Dönüşümlü işgücü alımı, Almanya'ya işçi göçüne dönüştü. Başlangıçta "misafir işçi" diye adlandırılan insanları çoğunluğu, Almanya'yı "ikinci vatan" olarak benimseyip, yerleşti.
Göç, eğitim, kültür, farklı yaşam biçimi; degişik dünya görüşlerinin çatışması gibi önemli sorunları beraberinde getirdi.
Türkiye'den ve diğer işçi gönderen ülkelerden gelen binlerce çocuğun, gencin eğitimi ağır bir sorun olarak toplumun bağrında kendini hissettirdi. Almanya bu sorunu çözmede gecikti. Eyaletler, eğitim sorununu farklı yöntemlerle yola yordama koymaya çalıştı.
70'li yıllarda, birçok eyalet eğitim sorununun çözümünü işçi gönderen ülkelerin sorumluluğuna bıraktı. Çünkü 70'li 80'li yıllarda "yabancı isçiler geri dönecekler" beklentisine göre planlar yapılıyordu. Anadil Derslerinin programları, öğrencilerin anavatanlarına döndüklerinde yabancılık çekmemeleri amacına ağırlık veriyordu.
Derslerin içeriği, Alman toplumu ile uyumu kolaylaştırıcı değil; Türkiye ile, geldiği ülke ile bağı güçlendirici nitelikteydi. Kitaplar, ders araç ve gereçleri, öğretmenler Türkiye'den, geliyordu. Bu dönem çok sancılı oldu. Çocuklar iki arada bir derede kalıyordu. Kimi aileler, çocuklarını "Almanlaşacağı" korkusuna kapılarak; kendilerinden önce, apar topar Türkiye’ye gönderdi. Bunun çözümsüzlüğü yaşamın içinde anlasıldı. Bu kez, Türkiye'ye gönderilen çocukları okul bitiminde tekrar Almanya'ya getirilmesi uğraşı başladı.
Çoğu zaman, toplumsal hareketin yasaları, insanları niyetlerini aşar. Başlangıçta dönerim diyenlerin, yüzde sekseni Almanya'da kaldı. Almanya'nın geçici, misafir işçi planı da yaşama uymadı. "Misafir işçilerin" beş yüz bin kadarı şimdiden Alman vatandaşı oldu...

Anadil Eğitiminin dayandığı bilimsel temel
Eğitim bilimine dayalı, adına layık, planlı, sistemli Anadil Eğitimi talebi 1980 sonrası yaygınlaştı; bu hak için verilen mücadeleler 1985'lerde başarıya ulaşmaya başladı.
Anadil Eğitimi talebi birçok araştırmanın sonuçlarına dayanıyor, bu bilimsel veriler mücadeleye temel teşkil ediyordu.
Araştırmalar sonunda görüldü ki, bir çocuk koşullar uygun olursa, iki dili, üç dili bir arada öğrenebilir. Anadil Eğitimi, çocuğun Almanca öğrenmesini engellemez, tam tersine kolaylaştırır. İki dillilik çocuk için, insan için bir zenginliktir. Anadil, ikinci dil insan için bir hazinedir. Bu hazine hem birey için, hem de toplum için çok önemlidir. Anadil Türkçe olabilir, Hintçe olabilir, Kürtçe ya da Fransızca olabilir. Anadili, iki dilli yetişmeyi, insanın dil hazinesinin temeli olarak kabul etmek gerekir.
Anadil egitimi, çocuğun zihinsel gelişimi için önemlidir.
Anadil Eğitimi, çocuğun çevresiyle anlaşabilmesi, sosyal ilişkilerini geliştirebilmesi için önemlidir.
Anadil Eğitimi, kültürel gelişim ve kültürler arasında karşılıklı etkileşim için önemlidir. Dilsiz kültür olmaz. Çok kültürlü bir Almanya, çok dilli, iki dilli eğitimle; Almanya'da yaşayan çeşitli uluslardan insanlara yeterli Anadil Eğitimi verilmesiyle gelişebilir. Bu anlamda Anadil Eğitimi Alman toplumu için, Almanya'daki kültür dünyası için bir kazançtır.
Bu bilimsel temeller üzerinde ortaokullarda verilecek Türkçe dersleri için Kuzey Ren Westfalya Eyaleti'nde ilk olarak 1981'de Müfredat Programı hazırlandı, uygulamaya kondu.
Bu Müfredat Programı'nı takiben 1984, 1987, 1990, 1994 yıllarında Anadil Dersleri, Liselerde okutulan Türkçe Dersleri, orta öğretim birinci kısım dersleri için programlar, öneriler, metotlar geliştirilip uygulamaya kondu.

Anadil Dersleri’nin amacının değişmesi
Bu süreçte, Anadil Derslerinin adı, içeriği, işlevi, amacı da yavaş yavaş değişti. "Geldiği ülkenin dili dersi" (Herkunftsspracheunterricht) olarak adlandırılmaya başladı.
Anadil Derslerinin amacı, göçülen ülkeyle, içinde yaşanılan toplumla uyumlu ortak bir yaşam kurmaya dönüştü. Çok kültürlü, çok uluslu bir Almanya ve bütünleşen Avrupa yaratmak ve bu süreçte içinde varolduğu kültürel değerleri koruyarak çok renkliliğin özgürlükçü, demokratik, barışçı toplumunu kurmak esas amaç haline geldi. Almanya'da yaşayan, çeşitli uluslardan insanları kendi kültürel köklerini inkar etmeden, bu değerleri koruyup geliştirerek çok kültürlü toplumu kurabilecekleri yavaş yavaş kafalara yeleşti.
Yeterli sayıda velinin talebi üzerine, devlet Anadil Eğitimi için olanak sağlıyor. Türkçe, Kürtçe, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Boşnakça, Arnavutça, Sırpça, Arapça, Rusça, Polonyaca, Farsça yaygın olarak verilen Anadillerdendir. Türkçe Almanya'da en çok konuşulan ikinci dil olduğundan; Türk öğrencilerin sayısının yüksekliğinden Anadil Eğitimi denince, öncelikle Türkçe Anadil Eğitimi akla gelmektedir.

Çok dillilik kültürel zenginliktir
Almanya'da hiçbir dile yasak konmadı. 30 yıldan beri Köln Radyosu hergün kırkar dakika Türkçe, Yunanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Sırpça yayın yapıyor. Son yıllarda bu ülkelerin sayısı arttı. Bazı eyaletlerin resmi radyoları da Kürtçe yayın programlarına başlandı.
İlaç reçetelerinde; araç ve gereçlerin kullanım kitapçıklarında dört beş dil kullanılıyor. İsviçre'de malların üstüne ülke içinde kullanılan Almanca, İtalyanca, Fransızca adları yazılıyor. İspanya, Belçika gibi Avrupa ülkelerinde trafik levhaları hem ortak dille, hem de bölgesel dille yazılıyor.
Çok dillilik, çok ulusluluk böylece bu ülkelerde kültürel zenginliği artıran önemli bir etmene dönüştürülüyor. Çok uluslu, çok kültürlü, çok dilli bir toplum, planlı, bilinçli, milliyetçilikten uzak sabırlı, tutarlı, bilimsel bir eğitimle yaratılmaya çalışılıyor.
Çocuk yuvasından, üniversiteye kadar hiçbir okulda Alman Milli Marşı söylenmiyor. Bayrak töreni yapılmıyor. Hiçbir ders kitabının kapağına ya da başlangıcına Alman ulusunun hakimiyetini gösteren, ülkede yaşayan azınlıkları, yabancıları yok sayan hiçbir resme, yazıya yer verilmiyor. Hiçbir okula, hiçbir sınıfa bir Alman büyüğünün, tarihteki bir Alman Kayzerinin, Alman devlet adamının resmi asılmıyor.
Sınıflara, okul koridorlarına yerine göre Heinrich Böll, Heinrich Heine, Schiller, Brecht, Picasso, Kadinsky gibi Almanya'nın ve dünyanın önemli özgürlükçü, demokrat yazarlarının, sanatçılarının resimleri asılıyor. Sınıflar, okul koridorları genellikle öğrencilerin kendi yaptıkları resimlerle süsleniyor.
Ama bu resimlerde hiçbir biçimde okuldaki çok kültürlü, çok uluslu barışçı ortamı bozucu ifadelere, çağrışımlara; dinsel ayrımcılığa yer verilmiyor. Örneğin bir Türk öğrenci, sınıf duvarına, "Almanlar anlamaz!" diyerek kışkırtıcı, ırkçı resimler çizemez. Hiçbir Alman öğrenci, sırasının üstüne, okulun kapısına "Almanya Almanlarındır!", "Alman olmaktan gurur duyuyorum!" gibi yazılar yazamaz. Bunları sadece Alman ırkçıları, Nazi yandaşsları gizlice yazıyor. Yakalananlar da cezalandırılıyor.
Bütün bu dikkatli, sabırlı, bilinçli, uzun vadeli eğitim politikalarıyla okullarda ve toplumda barışçı bir güven ortamı sağlanmaya çalışılıyor. Buna rağmen, ırkçı, milliyetçi davranışlar, uygulamalar günlük yaşamda var. Ama toplumsal yaşamda; eğitim dünyasmda ağır basan yön, farklı düşüncelere, farklı kültürel kimliklere tolerans ve karşılıklı saygıdır.

Türkçe Derslerinin özellikleri
Anadil, çocuğun kişiliğinin ve kültürel kimliğinin oluşmasında rol oynayan temel etmenlerin başında gelir. Anadil sadece kelime bilgisi değildir. Çocuk anadil ile kendi kimliginin kültürel kaynaklarını öğrenir. Bu kültür mirasını özümleyerek ruhsal dünyasını biçimlendirir. Ayrıca anadil sayesinde insan kendi tarihsel köklerini kavramaya çalışıyor. Kelimelere, deyimlere hem bireysel deneyimlerini; hem de kendi tarihinden, kültür dünyasından edindiği deneyimleri yükler. Bu süreç çocuğun doğumundan itibaren hizla gelişir.
Çocuk 0-2 yaş arasında anadilin temel fonemlerini öğrenir. Daha sonraki yaşlarnda söz dağarcığı gelişir. İçinde yaşadığıi kültürel ortama göre anadilin gelişimi çocuklar arasında farklılıklar gösterir. Ninniler, masallar, türküler, destanlar, şiirler vb. ile anadil renklenir, zenginleşir. Sözcüklere yüklenen özel duygu birikimleri, çağrışımlar çocuğun düş gücünü, beynin çalışmasını, duyu organlarının algılamaları etkiler. Bu nedenle anadili gelişmemiş bir çocuk, köksüz ağaç gibidir.
Dil zenginleşmeyince insan kendini anlama ve anlatmada zorluk çeker. İçinde yaşadığı toplumu kavramada güçlüklerle karşılaşır. Anadili gelişmemiş bir çocuk ikinci, üçüncü yabancı dili öğrenırken zorluk çeker. Göçmen çocuklarının, okullarda kompozisyon yazarken zorlanmalarının, yazılı anlatım becerilerinin yeterince gelişmemesinin nedenlerinden biri de budur.
Anadil Eğitimi, göçmen çocuklarımnın geldikleri ülkenin siyasal, kültürel, toplumsal olaylarını izlemeleri, anlamaları ve tavır koymaları açısından da önemlidir. Göçmenler yaşadıklan toplumun kültür ve bilim dünyasına ancak gelişmiş bir anadil sayesinde katkıda bulunabilirler. Çok kültürlü, demokratik bir toplumun olusmaşında dil, kültürel alış verişi sağlayan temel araçlardandır.
Anadil Eğitiminin bu islevleri yerine getirebilmesi içi okul sistemi içinde iyi örgütlenmis; ders araç ve gereçleri bilimsel olaralak hazırlanmış olmalıdır. Ders kitapları, Türk Milli Eğitim’inin İlkelerine ve Müfredat Programına göre değil; Alman Eğitim Sisteminin İlkelerine, Müfredat Programına göre, bilimsel yöntemlerle hazırlanmıştır.
Türkçe kitapları, kağıdın kalitesinden, kullanılan resimlere kadar her yönüyle Almanca ders kitapları gibi olmalıdır. Türkiye'den gönderilen kitapların hemen hemen hepsi bu özelliklere terstir. Konuları içeriği, okuma metinleri, resimler, kitap tasarımı, kullanılan kağıt ve kitapları baskı kalitesi çocuğun elindeki diğer kitaplara uymuyor. Bu yüzden öğrenci Türkiye'den gelmiş ders kitabına ısınamıyor.
Türkçe ders kitapları Kuzey Ren Vestfalya ve Berlin Eyalet Kültür Bakanlıkarına baglı kurumlar, yetkili eğitimciler, Türkiye'den gelen uzmanlar tarafından hazırlanıyor.
Ayrıca Almanya'daki Anadolu ve Önel yayınevleri eğitimcilere ders kitapları, yardımcı kay-naklar hazırlattırıp yayınlıyor.

Türkçe Derslerinin içeriği
Türkçe derslerinin içeriği ve öğretim yöntemleri, öğrencilerin göçmenlikten kaynaklanan ruhsal biçimlenmelerini dikkate almalıdır. Göçmen toplumun çocukları, yabancı düşmanlığı, ırkçı düşünce ve eylemler nedeniyle içine kapanmaya; milliyetçi eğilimler taşımaya açıktır. Horlanma ve aşağılanma göçmen çocuğu etkiler. Çocukta bilinçli ya da bilinçsiz milliyetçi tepkiler doğar. Bu nedenle Türkçe dersleri, hem içerik, hem eğitim yöntemi bakımından hoşgörüye, sevgiye, eleştiriye, özgürlüğe açık olmalıdır.
Öncelikle Türkçe öğretmenleri, çok kültürlü bir toplumun değerlerini özümlemiş, özgür ve bilimsel düşünceli olmakdır. Öğretmen çok okumalı, kendini sürekli yenilemeli; Alman ve Türk kültür dünyaları arasında köprü kurabilmelidir.

Türkçe Derslerine katılan öğrencilerin özellikleri
Türkçe dersine katılan öğrencilerin % 90'dan fazlası dar gelirli işçi, emekçi çocuğudur. Bazı çocuklar vardiyali çalışan ana babayı haftada bir görebiliyor. Birçok baba çocuğunun okul sorunlarını ancak okuldan gelen bir şikayet üzerine farkedebiliyor. Bu aileler işsizlikten en çok etkilenen toplum kesimidir. Ailedeki geçim kavgası, huzursuzluk, ana-baba arasındaki şiddet, çocuğun ruhsal gelişmesini bozuyor. Çocuk evde gördügü şiddeti, okul yaşamında uygulamaya kalkışıyor.
İşçiler, dar gelirliler, sosyal yardımla geçinenler çoğunlukla getolaşmış, Alman toplumu ile ilişkisi kopuk; içe kapanık mahallelerde yaşıyor. Sosyal kontrol, dedikodu aileleri ve çocukları etkiliyor. Bir çok aile komşuları, çevrenin tutumundan çekinerek kızının başını örtüyor; çocuğunun Alman kültür yaşamına katılmasını engelliyor.
Türkiye kökenli ögrencilerin çoğunluğunun evine hiç kitap, gazete girmiyor. Ailede okuma alışkanlığı yok. Ailenin kültürel yaşamı televizyonla, kulaktan dolma bilgilerle sınırlı. Çocuk öğütlerle değil; yaşayıp görerek olumlu alışkanlıkları edinir. Evine kitap girmeyen çocuğun okumaya, yazmaya, kültürel etkinliklere ilgisi azalır. Kültür derslerinde başarısı düşer.
Türkiyeli öğrencilerin ayrı bir özelliği de, kendi içlerinde farklı din, dil, ulusal kökene sahip olmalarıdır. 15 kişilik bir sınıta Alevi, Sünni, Yezidi, Süryani, Kürt, Türk öğrenci bulunabiliyor. Genellikle her sınıfta Alevi, Sünni, Kürt, Türk öğrenci vardır. Son zamanlarda ise, çeşitli tarikatlardan öğrenciler bir arada bulunur oldu. Öğrencilerin bu çeşitliliği, Türkçe derslerinin, öğretmeniyle, içeriğiyle demokratik, özgür, toleranslı olmasını zorunlu kılıyor.

Almanya'daki Batı Eyaletlerinde Anadil Derslerinin durumu
Türkiye'den gelen işçiler iki Almanya birleşinceye kadar sadece Batı Almanya'da çalıştığından, Anadil dersleri Batı eyaletlerinin sorunuydu. 1991 sonrası Türkler Doğu Almanya eyaletlerinde de yaşamaya başladılar. Ama henüz buradaki okullarda Türkçe Anadil derslerinin uygulanmasının gerektirecek sayıya ulaşamadılar.
Anadil derslerinin uygulanışı, içeriği, öğretim programları, ders kitapları, Türkçe ögretmenlerinin durumu hep Batı eyaletlerinde tartışıldı. Arayışlar, tartışmalar halen devam ediyor.
Anadil derslerinin programı, uygulanışı konusunda tek bir biçim yok. Ama Anadil Derslerinin konsoloslukların mı; yoksa Alman makamların sorumluluğunda mı yürütüleceği konusunda iki ayrı uygulama var:
Bayern, Hessen, Niedersachsen, Kuzey Ren Westfalya, Rheinland-Pfalz Eyaletlerinde sorumluluğu değişik ölçülerde Alman Kültür ve Eğitim Bakanlıkları üstlenmişlerdir.
Baden Württenberg, Berlin, Bremen, Hamburg, Saarland ve Schleswig Holstein Eyaletlerinde ise Anadil Derslerinin sorumluluğu, kontrolü, içeriği degişik ölçülerde halen o dili kullanan devletin resmi temsilcileri; yani konsolosluklar, eğitim ateşeleri üstlenmişlerdir.
Baden Württemberg ve Saarland Anadil Derslerinin yürütülmesini tamamen konsolosluklara bırakmıştır. Almanya genelindeki eğilim, giderek Anadil Eğitiminin Alman okul sistemi içine alınması ve her türlü sorumluluğun Alman makamlarına ait olması yönündedir.
Kuzey Ren Westfalya, Türkiye kökenli göçmenlerin en yoğun oldukları bir eyalettir. Bu sayısal çokluk ve eyalet yönetiminde uzun yıllardan beri Sosyal Demokrat Parti'nin bulunmasından dolayı Anadil Dersleri, özellikle de Türkçe Dersleri konusunda olumlu adımlar burada atılmıştır. Kuzey Ren Westfalya'daki Türkçe Derslerinin programı, işleyişi, içeriği diğer eyaletlere örnek olmuştur. Almanya'daki Türkçe öğretmeni gereksinimini karşılamak amacıyla, bu eyalette Essen Üniversitesi'de "Türkçe Öğretmenliği Bölümü" 1995 yılında açılmıştır.

Anadil Derslerine katılım oranı
Türkçe Anadil Derslerine katılım oranı, eyaletlere göre değişmektedir. Ayrı şekilde İtalyanca, Yunanca, Portekizce, İspanyolca, Sırpça, Bosnakça Anadil Derslerine katılım oranları da farklılıklar göstermektedir.
Türkçe Anadil Derslerine katılım oranı, Türkiye'den gelen öğretmenlerin ders verdiği, konsoloslukların sorumlu olduğu eyaletlerde çok düşüktür. Öğrencilerin Türkçe Anadil Derslerine katılmamalarının, ya da ana-babaları çocuklarını Türkçe derslerine göndermemelerinin çeşitli nedenleri vardır. Ama Alman makamlarının sorumlu olduğu; Alman Kültür Bakanlıkları tarafından atanmış öğretmenlerin ders verdiği; normal ders saatlerinde Alman okul sistemi içinde verilen Anadil Derslerine katılım oranının çok yüksek olması dikkat çekici bir olgudur. Hessen Eyaletinde, 1995/96 ders yılında öğrencilerin % 71,42'si; Kuzey Ren Westfalya'da % 62,48'i Türkçe Anadil Derslerine katılırken; Hamburg'da % 15,ll'i; Berlin'de % 10,66'sı, Bayern'de % 24,34'ü katılmıştır.
Berlin, Türkçe Derslerine katılımın en düşük olduğu eyalettir. Burada verilen Yunanca Anadil Derslerine katılım oranı ise % 43,30 ile en yüksektir. Bayern'de İspanyolca Anadil Derslerine katılım oranı ise % 95,28 gibi yüksek bir rakamdır. Eyaletlerin çoğunda Yunanca Anadil Derslerine katılım oranı, Türkçe Anadil Derslerine göre daha yüksektir.
8 Batı Alman eyaletinde Anadil Derslerine katılan öğrencilerin oranları dillere göre şöyledir:
Türkçe % 51
Yunanca % 59
İtalyanca % 52
İspanyolca % 92
Portekizce % 70
Yugoslav dilleri % 21

Anadil Derslerine toplam katılım oranları da, eyaletlere göre çok farklıdır:
Baden Württenberg % 37
Bayern % 21
Berlin % 14
Hamburg % 24
Hessen % 49
Niderssachsen % 27
Nordrhein Westfalen (Kuzey Ren Westfalya) % 45
Rheinland-Pfalz % 29
(Kaynak:”DerHerkunftssprachenunterricht”, Hans H. Reich, Deutsch Lernen, l/ 1998)

Hern Türkçe Anadil Derslerine öğrencilerin yarıya yakınının katılmaması hem de genel olarak Anadil Derslerine katılım oranlarının on yıl önceye göre % 50'nin altına düşmesi; üzerinde titizlikle durulması gereken bir süreçtir.
Almanya'ya yerleşme, geri dönüşün artık yavaş yavaş defterden silinmesi giderek Anadil Derslerine ilginin azalmasına yol açmaktadır denebilir.

Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde Türkçe Dersleri
Türkçe Eğitimi, Alman okul sistemi içinde üç farklı biçimde yerine getirilmeye çalışılıyor.

1. Türkçe Anadil Dersi (Muttersprachliche Ergänzungsunterricht)
Bu ders haftada iki saattir. Çocuğun isteği, velinin onayı ile bu derse katılınır. Bazı okullarda Katolik, Protestan din dersleriyle paralel olarak normal okul saati içinde; bazı okullarda da sabah normal ders saati öncesinde ya da öğleden sonraları yapılır.
Bu dersin notu yoktur. Öğretmen dersin ciddiyetini korumak için yazılı, sözlü yapar, ödev notu verir. Ama öğrencinin aldığı not, başarı ortalamasına etki etmez. Öğretmenin verdigi not karnenin arka yüzüne "Türkçe dersine katılmış ve şu notu almıştır!" biçiminde yazılır. Çocuk "Öğretmenim nerde benim notum, neden ortalamaya etki etmiyor" diye sorduğunda, öğretmen ikna edici bir yanıt veremez. Bu tür not verme biçimi yanlıştır. Öğrenci, Türkçe Anadil Dersinin notunun önemsiz olduğunu çabuk kavrar. İster pekiyi, ister zayıf alsın sınıf geçmeye, geleceğini belirlemeye hiç bir etkisi olmadığını görür.
Bundan sonra dersin ciddiyeti kaybolur. Öğrencinin ilgisi azalır. Saygısı zayıflar. Bazı öğren-ciler, yazılıda boş kağıdı öğretmenin yüzüne "ne verirsen ver!" diyerek çarpar. Bazı veliler de bu dersi ciddiye almaz. Çocuğu zayıf alan kimi veliler, çoğu kez Türkçe öğretmenini sorumlu görerek, yırtık bir sayfaya iki satır karalar: "Çocuğumun Türkçe dersine katılmasını istemiyorum!" Bir kez ayrılmalar başladımı önünü almak zorlaşır. Öğrenci sayısı azalırsa Türkçe dersi düşer. Öğretmenin ders saati dolmaz. Öğretmen işsizlikle karşı karşıya kalabilir!
Bütün bu işleri, karşılıklı bağımlıklıkları kolayca kavrayan ögrenci, bazan öğretmeni "giderim ha!" diye tehdit eder.
Türkçe dersinin bir özelliği de katılan öğrencilerin iki, üç, dört; bazen yedi sekiz şubeden gelmeleridir. Örneğin, 7 a, b, c, d şubelerinden gelen öğrenciler sadece bu ders saatinde buluştuklarından sık sık sohbete dalar. 45 dakikalik bir dersin 15 dakikası, susun, oturun, dinleyin demekle geçer. Diğer derslerde not korkusuyla susan öğrenci, Türkçe’nin notu olmadığından gevşer. Öğretmeni dinlemez olur. Dolaysıyla böyle bir sınıfta ders veren ögretmen, çok yorulur. Giderek öğretmenin de dersine ilgisi azalır. Saatini kazasız belasız geçirme yoluna girebilir.

2. Seçmeli Türkçe Dersi (WP l Türkisch):
Bu ders esas olarak Gesamtschule'lerde uygulanmaya başlandı. Öğrenciler, Fransızca ya da Latince yerine ikinci yabancı dil olarak Türkçe’yi seçebiliyor. Öğrencinin isteği, sınıf ögretmenler kurulunun tavsiyesi, velinin onayı ile bu derse katılınabilir. Haftada dört saattir. Alınan not genel başarı ortalamasına aynen İngilizce, Matematik gibt etki eder. Ders ciddileşir. Öğrenci boş yazılı kağıdını çarpıp geçmez. Derse ilgi Türkçe Anadil Dersine göre daha iyidir.
Fakat dersin uygulanması, 12-15 öğrencinin katılımına bağlıdır. Dersin verilip verilmemesinin kendi elinde olduğunu anlayan öğrenci nazlanır, şımarır, öğretmenle not pazarlığına girişir: "Öğretmenim iyi not vereceksen, gelirim! Yoksa gelmem!"

3. Normal okul saatleri dışında yapılan Türkçe dersleri:
Bayern, Baden-Wurtemberg Eyaletlerinde uygulanan bu tür Türkçe dersleri öğrenciye ders dışında ek bir yük getiriyor. Türkiye'den gelen öğretmen, Alman eğitim sistemini bilmiyor. Bunu öğrendiğinde, dört yıllık çalışma süresi dolmuş oluyor. Okul saatleri dışında yapılan Türkçe derslerinde öğretmen çoğu kez okulda kapıcıyla muhatap oluyor. Dersin yapıldığı okulun öğretmen ve yöneticileriyle bağı hemen hemen hiç olamıyor. Bu durumda, Türkçe dersleriyle Almanca dersleri arasında paralellik kurulması; ünite birliğinin oluşması olanaksızlaşıyor.
Derslere katılım zorunluğu olmadığından, öğrenci katılmak istemiyor. Fakat öğretmenin görevini yapabilmesi, belirli sayıda öğrenciye bağlıdır. Çoğu kez öğretmen, öğrenci toplamak zorunda kalıyor. Başlıyor cami cami, dernek dernek dolaşmaya! Bu durumda iş, karsılıklı bağımlılığa yol açıyor. Tarikatlar, milliyetçi dernekler öğretmeni yönlendirmek; kendi doğrultularında ders verdirmek istiyor. "Bu öğretmen Alevi! Şu öğretmen Kürt! O öğretmen solcu!" gibi söylentiler, karalamalar öğretmenin görevini engelleyen boyutlara varabiliyor.
Bu eyaletlerdeki Türkçe derslerinde milliyetçi, dinci, gerici uygulamaların, diğer eyaletlere göre daha sık görülmesinin nedenlerinden başlıcaları bunlardır.Çok sayıda Alevi, Kürt, ilerici yurttaşımız dinci, milliyetçi, gerici uygulamaları protesto ederek çocuğunu Türkçe derslerine göndermiyor. Bütün bu nedenlerden dolayı, Almanya'da Türkçe derslerine devam hakkı olan öğrencilerin ancak yarısı bu derslere katılıyor.
Türkçe derslerinin, Anadil Eğitimi amaçlarına daha iyi katkıda bulunabilmesi için; Alman eğitim sisteminin ilkelerine göre, Almanca dersleriyle uyumlu olarak, normal okul saatlerinde verilmesi; Türkçe notunun diğer derslerin notuyla eşdeğer olması gereklidir.

Türkçe öğretmenlerinin mesleki ve özlük sorunları
Türkçe öğretmenlerinin görevleri, Alman öğretmenlerden daha yorucudur. Çünkü, Türkçe dersine katılanlar, diğer derslerdeki öğrencilere göre daha çok sorunludur. Başka derslerde susan, saygılı davranan, ders kurallarına uyan bir öğrenci, Türkçe dersinde aslan kesilir. Diğer derslerdeki ezikliğinin acısını Türkçe dersinde şımararak çıkarmaya başlar. Bu anlamda Türkçe dersleri, öğrencinin ruhsal gerilimini acıya vurduğu bir arenaya dönüşür.
Türkçe öğretmenleri, aynı zamanda okulun hazır tercümanı, velilerle okul arasındaki sözlü iletişimin aracıdır. Çocuk yüzme dersine girmez. Müdürün ricasıyla Türkçe öğretmeni veliye telefon eder. Bazı saygısız velilerden fırça yer! Okulda kavga, döğüş olduğunda Türkçe öğretmeni bekçilik görevine çağrılır! Karışsan bir türlü, karışmasan bir türlü! Türk öğrenciler, okullarda, diğer uluslardan öğrencilere göre, daha çok kavga, dövüş, tehdit, hırsızlık, sarkıntılık, öğretmene ve arkadaşlarına kabalık gibi okul kurallarına uymayan davranışlar gösteriyor.
Son zamanlarda Türkçe televizyon kanalların da etkisiyle Türkiye'deki siyasal olaylar doğrudan okullara yansır oldu. Dinsel ve milliyetçi örgütler okulara çeşitli yollardan uzanıyor. MHP ve tarikatların etkisi giderek artıyor. Boynuna bozkurt takmış 20-30 öğrenci, 200 öğrencinin üzerinde baskı kurabiliyor.
Böylesi bir okul yaşamında, Türkçe öğretmenleri, Alman meslektaşlarına göre daha çok yorulmakta, yıpranmaktadır. Aynı okulda çalışmasına; haftalık ders saati toplamının aynı olmasına karşın Alman meslektaşından 500-1000 Euro daha az ücret alıyor. Çünkü Türkiye'de yüksek öğrenim görmüş bir öğretmenin diploması Almanya'da "Vordiplom" olarak tanınıyor. Yani Türkiye'deki dört yıllık üniversite eğitimi Almanya'da iki yıl sayılıyor. Öğretmenin, sadece Türkçe dalında ders vermesine izin veriliyor. Buna dayanarak, Eyalet Kültür Bakanlıkları Türkçe öğretmenleriyle "eğitim hizmetlisi" olarak iş anlaşması yapıyor; ücret sınırını da çoğu kez "BAT 4a" derecesinde donduruyor. Ne kadar çalışırsa çalışsın, Türkçe öğremenleri bu maaşın üstüne çıkamıyor.
Bu haksızlığa karşı, öğretmen demekleri uzun süre direndi, sendika yardımıyla işvereni mahkemeye verdi. Sonuç değişmedi.
Türkçe öğretmenleri, Alman okul sistemi içinde, ikinci sınıf öğretmen muamelesi görüyor! Türkçe öğretmeni, harikalar yaratsa bile yönetici olamaz! Sınıf öğretmeni olamaz! Bölüm başkanı olamaz! Notu olmayan dersin öğretmeni de ciddiye alınmaz! Zayıf versen, öğretmenler kurulunda; "Canım Türkçe’den de zayıf verilir mi?" diye öğretmenin yüzüne bakarlar. İkinci sınıf öğretmen muamelesi, Türkçe öğretmenini gün be gün, damla damla yorar, yıpratır, tüketir!
Son günlerde Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Kültür Bakanlığı’nın kendisine bağlı Türkçe Anadil Dersi öğretmenlerinin sayısını 1350'den, 900'e indirme kararı başında yer almıştır.
Böyle bir karar, zaten zor şartlarda çalışan, okullarda ikinci sınıf öğretmen muamelesi gören Türkçe öğretmenlerinin morallerini derinden bozmuştur. Veliler, demokratik demekler, öğrenciler öğretmenlerine sahip çıkmalıdır. Tasarruf önlemi olarak sunulan bu karar, beraberinde Türkçe Anadil hakkının budanmasını, Türkçe Derslerinin zamanla kapanmasını getirecektir.

Okullardaki tehlikeli gelişmeler
Sadece Türkçe Derslerinde değil; okulun günlük yaşamında Alman ve diğer uluslardan öğrencilere göre Türkiyeli öğrenciler ve veliler arasında dört beş yıldan beri dinsel tutuculuk ve "Bozkurt ırkçılığı" tehlikeli bir şekilde gelişiyor.
Dinsel fanatizm ve ırkçılık; kökten dinci tarikatların örgütlenmesi ve "Türk milliyetçiliği“nin körüklenmesi okul yaşamında kendini çok olumsuz biçimlerde gösteriyor.
Daha ilkokul yıllarından itibaren denetimsiz Kur'an Kursları’na gönderilen çocukların beyinleri şartlanıyor. Kimi aileler çocuklarını yaz tatillerinde ya da hafta sonlarında yatılı Kur'an Kursları’na gönderiyor. Bu kurslarda Arapça Kur'an'ı ezberleyen; cehennem azabıyla korkutulan çocuk; tek kelime anlamadığı sureleri, ayetleri kendi hayal dünyasına göre şekillendiriyor. Anlamadığı dinsel bilgiyi, "en iyi ben bilirim" sanıyor. Dinleri karşılaştırmalı öğrenemeyen çocuk; müslüman - kafir zıtlığına göre kendisinden olmayan; kendisi gibi düşünmeyen herşeye karşı kinleniyor. Sadece Hırıstiyanlara, Yahudilere karşı değil; kendi tarikatından; kendi gittiği cami cemaatından olmayan insanlara; okul arkadaşlarına; Türkçe öğretmenine karşı da kinleniyor. Kendisinden başka herkesi düşman görüyor.
Dinsel şartlanma, çocuğun ya da gencin toplumdan, okul yaşamından kendini dışlalayacak davranışlara; uyumsuzluklara da yol açıyor. Uyumsuzluk ve dıştalanma öğrencinin sağlıklı düşünme yetisini bozuyor. Kendisi gibi olmayanlara karşı kolayca kaba kuvvete başvurabiliyor. "Kafirin malı da helaldir, namusu da!" fanatizmiyle beyni yıkanan öğrenciler arasında hırsızlık ve kız öğrencilere, bayan öğretmenlere sarkıntılık olaylarının daha sık görülmesi dikkat çekicidir. Öte yandan, genellikle Türk ve Müslüman olmayanların eşyalarının çalınması, çoğunlukla Alman kızlarına sarkıntılık yapılması, olayın ciddiyetini gösteren gelişmelerden sadece biridir.
Dinsel fanatizmin yanında Türk miliyetçiliğinin, "bozkurt ırkçığının" Almanya'da yetişen gençler arasında hızla yaygınlaşması ve örgütlenmesi toplum yaşamında olduğu gibi, okul yaşamında da tehlikeli gelişmelere yol açmaktadır.
Bazan Türk - İslam sentezi görüşlerin uzantısı olarak dinsel şartlanmışlık, ırkçı kinle birleşmektedir. Daha doğru dürüst adını bile Türkçe yazamayan bir ortaokul öğrencisi, boynuna taktığı Bozkurt kolyesi, eliyle yaptığı kurtbaşı gösterisi; çantasına, defterine, sırasına çizdiği üç hilal amblemi ile kendisini diğer öğrencilerden üstün görme alışkanlığına kapılabiliyor. Böyle alışkanlık ve fanatik düşüncelerle düşünme yetisi bozulan öğrenci okulda ve toplumda kolayca şiddete, kaba kuvvete başvuruyor.
Kendisi gibi düşünmeyen, herkese kinleniyor. Kişilik bozukluklan gözleniyor. Okuldaki barış ortamına zarar veriyor. Toplumdaki ve okuldaki demokratik haklan kendi amaçlarına alet edebiliyor.
Bu tür ruhsal ve düşünsel şekillenmeler bir dizi olumsuz zincirleme gelişmelere neden oluyor. İnsani değerler aşınıyor. Uyumsuzluk, saldırganlık, güvensizlik, ikiyüzlülük, sululuk, yalancılık, zübüklük gibi kişilik bozuklukları özelikle ergenlik döneminden itibaren öğrenciler arasında yaygınlaşıyor. Yabancı ve Türk öğrenci sayısının "Gymnasium"lara göre yüksek olduğu "Hauptschule" ve "Gesamtschule"lerde sululuk yapmayan; dersleri iyi olan, öğrenmek için okula gelen öğrenciler arkadaşlarınca küçümseniyor.
Türk öğrencilerin birçoğu özgür davranış ile sululuğu birbirine karıştırıyor.
Avrupa'nın göbeğinde, dünyanın en gelişmiş sanayi ülkesinde, ileri bir kültür ortamında Türkiyeli öğrencilerin, gençlerin bir çoğunun en geri, çağdışı görüşleri savunmaları; giyim kuşamdan oturup kalkmaya kadar çağdışı tutumları onlan yaşadıkları topluma yabancılaştırıyor. Yabancılaşma arttıkça kendine güvensizlik ve kendisi gibi olmayana düşmanlık da artıyor.
Nasıl ki bir rüzgar esince, kıpırdayabilecek herşey rüzgarın yönüne göre hareketlenirse ve her varlık kendi özelliğine, yapısına göre rüzgardan etkilenirse; toplumdaki sağ ve sol esintiler, özgürlükçü ve tutucu dalgalar da derede derece tüm insanları etkiler. Çocuklar ve öğrenciler yaşlılara göre daha duyarlı olduğundan; ırkçı, milliyetçi, dinci, bağnaz rüzgarlar çocuk ve gencin dünyasında kolayca fırtınaya dönüşebilir. Azınlık psikolojisi ve ezikliği içinde olan; kültürel kimliğinde "dayak cennetten çıkmadır!" hükmü bulunan gençler arasında böylesi fırtınalar yıkıcı ve zararlı olabilir.
Bu nedenle Almanya'daki Türk gençlerinin beyinlerine ırkçı, milliyetçi, kökten dinci rüzgar ekenler, yarın fırtına biçeceklerini unutmamalıdırlar.

Bir bilimsel araştırmanın düşündürücü sonuçları
Halen Almanya'daki Türk gençleri arasında Alman düşmanlığının durumunu inceleyen bilimsel araştırmalardan uzağız. Bu konu aslında Türkleri doğrudan ilgilendiriyor. Ama böylesi bir araştırma yok denecek kadar az. Tersi çok. Almanlar arasındaki yabancı düşmanlığı üzerine bir yığın araştırma yayınlanmıştır.
"Uyum karşıtlığı ve İslam köktendinciliği"nin Almanya'daki Türk gençleri arasında nasıl yayıldıgını, geliştiğini ve güncel durumunu inceleyen güzel bir araştırma "Aus Politik und Zeitgeschichte" adlı derginin 8/1997 sayısında yayınlandı.
Bielefeld Üniversitesi öğretim üyelerinden Wilhelm Heitmeyer, Helmut Schröder ve Joachim Müller’in, 15 ile 21 yaş grubundaki 1221 Türk genci üzerinde 1995 yılında yaptığı anket ve araştırma sonuçları tehlikeli fırtınanın habercileridir.
Ankete katılan bu gençlere devlet, din, inanç ve politik görüş ve tutumları yansıtacak sorular sorulmuş. Cevaplar şöyle ayrışmış:
- "Hayat, Türkiye'de ve Almanya'da da Kur'an'a göre düzenlenmelidir. İnanç alanında reform ve modernleşme reddedilmeli, tanrısal düzen kurulmalıdır." diyenlerin oranı % 49,1'dir.
- "Komünizmin yıkılışından sonra kapitalizm de yıkılacaktır. Gelecek İslam’ındır." düşüncesini "kesinlikle doğru" ve "doğru" bulan gençlerin oranı % 50,2'dir.
- "Almanya'da yaşansa bile, Batı'nın yaşam biçimine fazla uyulmamalıdır; tersine İslam’ın öğretilerine, İslam’ın yaşam tarzına yönelinmelidir." düşüncesini dile getirenlerin toplamı % 56'dır.
- "Her mümin, başka uluslarının dinlerinin değersiz ve yanlış olduğunu ve bu dinlere inananlanrın kafir olduğunu bilmek zorundadır. İslam, tek doğru dindir." görüşünü "kesinlikle doğru" ve "doğru" bulanların oranı % 55,9'dur.

Bu veriler dinsel fanatizmin boyutlarını gösteriyor.
Dinsel fanatizm ve ırkçılık insan beyninde taş gibi hareketsiz durmaz. Fanatizm ve ırkçılık gencin yapısına, çevresine, işine, gücüne göre yaşam tarzını etkiler; davranışlarını yönlendirir.
Örneğin:
- Ankete katılan Türk gençlerinin % 23,2'si; "Eger bir kişi, İslama’a karşı mücadele ederse, öldürülmelidir!" düşüncesindedir.
- "Eğer İslam toplumuna hizmet ediyorsa; kafirlere karşı kaba kuvvet uygulamaya hazırım!" diyenlerin oranı ise, % 35,7'dir.

Yorum gerektirmeyecek kadar düşündürücü; demokratik, özgür toplum düzenini yıkıcı bu şartlanmışlık sağduyulu, toplumsal barış ve toleransdan yana olan herkesi tavır almaya zorlamaktadır. Bu tehlikeli gelişmeyi görmek, anlamak, incelemek yetmez! Bu tehlikeli ateşi, toplumu yangın yerine çevirmeden söndürmek gerekir.
Yangını söndüreceksek, ateşe körükle gidenleri doğru tanımalıyız.
Almanya'da yabancı düşmanlığını doğuran nedenler; aynı zamanda karşı tepkiyi; yani Alman düşmanlığını yaygınlaştıracak ortamı da yaratmaktadır. Okul, toplumun havasını solur. Öğrenciler özelikle aileden edindiği alışkanlıklara göre davranır. Kısacası "Kır atın yanında duran ya huyundan alır; ya suyundan?"
Son yıllarda, giderek yaygınlaşan, Türk medyası Türkiye'deki vurdulu kırdılı siyasi havayı Almanya'da yaşayan Türkler arasında hızla yayıyor. Milliyetçi, ırkçı, kökten dinci görüşler düşünmeden seyreden; baktığını anlamada dil zorlukları çeken gençler kolayca şekilciliğe, slogancı düşünmeye saplanabiliyorlar.
Birçok Türk öğrenci, akşam evinde Türkiye'yi; sabah okulda Almanya'yı yaşamaktadır.
Televizyonlarla, gazetelerle kafası dumanlanan öğrenci, okuldaki bilimsel bilgileri anlamakta ve özümlemekte zorluk çekmektedir.
Alman toplumunda ve okulda kendini dıştalayan ya da dıştalanan genç "En büyük Türkiye; başka büyük yok! Türkün Türkten başka dostu yok! Ne mutlu Türküm diyene! Ya sev, ya ter-ket! Mozayik değil; mermer! Gelecek İslam'da!" gibi sloganlarla içindeki ezikligi, güvensizligi, yalnızlığı, kini dışa vurmaktadır.

Türkçe Derslerinde yaşananlardan birkaç örnek
- Altıncı sınıf öğrencileri sınıf gezisine gidecekler. Dinci-tutucu aileler kızlarını göndermek istemiyor. Oysa sınıf gezileri, kişilik gelişimi açısından gerekli bir eğitim biçimi. Okul ve sınıf öğretmeni tüm öğrencilerin katılmasına çalışıyor. İşte bu düşüncelerle Türkiyeli veliler toplantıya çağrıldı. Toplantıya 20 kişi beklenirken 30 kişi geldi. Müdür, müdür yardımcısı, sınıf öğretmeni hazır. Sınıf öğretmeni sorunu açıyor. Konuşmalar Türkçeye çevriliyor. Biri, daha açıklama bitmeden "Kadın şeytandır. Kızlar sınıf gezisine gönderilmez!" diye söze karışıyor. Bir anda ortam elektrikleniyor. Veliler ikiye ayrılıyor. "Sen karını getirmesen bile ben getirdim. Burada "kadın şeytandır!" diyemezsin! Nerdeyse yumruklar konuşacak! Sınıf gezisi falan kalıyor. Kavgayı önlediğimize şükrediyoruz.
- Türkiyeli velilerle okul sorunları konuşulacak. Toplantı düzenleniyor. 20-25 veli geliyor. Müdür, yardımcısı, sınıf öğretmeni yerlerini alıyor. Sakin bir açılışla gündeme geçiyor. Söz dönüp dolaşıp 23 Nisan Bayramının kutlanmasına geliyor. Bir veli "Arkadaş ben Atatürk'e düşmanım! Almanya'da demokrasi var!" diye masaya vuruyor. Bir anda ortalık karışıyor. Kavga zor önleniyor. Ama bu toplantı son veli toplantısı oluyor.
- Ders Türkçe. Sınıf 5; Konu: Okulumuz, arkadaşlarımız. Öğretmen sözü Alman arkadaşlarıyla dostça geçinmelerine getiriyor. Osman 10 yaşında. Parmağını heyecanla kaldırıp: "Öğretmenim, Alman benim arkadaşım olamaz!" diye bağırıyor. Neden olamaz? "Çünkü Alman kafirdir. Kafirden arkadaş olmaz!"
- Ders Türkçe. Günlerden 8 Mayıs. 6. sınıflara Hitler faşizminin barbarlığı üzerine slayt gösteriliyor. Çıplak bir ana yavrusuna sarılmiş! Kurşunlanarak öldürüldüğü an! 11 yaşındaki bir kız öğrenci; "İyi olmuş! Bütün Yahudileri öldürmek lazım!" diye bağırarak sessizliği bozuyor.
- Ders Türkçe. Sınıf 9. Konu: Cümlenin yapısı. Öğretmen tahtaya örnekler yazarken bir erkek öğrenci sağ elini havaya kaldırarak bağırıyor: "Tekbir! Allahü ekber!". Ders yarıda kalıyor. Ders mi, savaş mı yapıldığı belli olmuyor artık!
- Ders Türkçe. Sınıf 9. Konu: Kadın hakları. Altı haftalık derslerden sonra yazılı yaplılıyor. Soru: Türkiye'de Cumhuriyet döneminde kadınlara hangi haklar verilmistir? Cevap: Bir sayfa dolusu Alpaslan Türkes'in yaşamı, büyüklüğü! Öğretmenin davranışını eleştiriyor. Öğrenci hatasını kabul etmiyor. "Benim düşüncem bu!" diyor. Okul yönetimi, sınıf öğretmeni öğrenciyi aydınlatmaya çalışıyor. Babası okula çağrılıyor. Baba oğlunu savunuyor. "Almanya'da düşünce özgürlüğü vardır. Alpaslan Türkeş'i anlatabilir!"
- Ders Türkçe. Sınıf 10. Bir kız öğrenci. 15 yaşında. Türbanlı. Zaman, Türkiye'de Refah Partisi’nin borusunun öttüğü günler. Kendisi gibt giyinmeyen, kendisi gibi düşünmeyen bayan öğretmenine: "İktidara geliyoruz. Keseceğiz sizi, keseceğiz!" diye kin kusuyor.
- Ders Türkçe. Sınıf 10. Konu: Hoşgörü ve insan hakları. Sınıfta 18 öğrenci var. Sekizi kız, onu erkek. Üçü Kürt, on beşi Türk. Dördü Alevi, ondördü Sünni. Dersin akışı içinde öğretmen önce Almanya'daki, dünyadaki ve sonra da Türkiye'deki insan haklanrarı durumuna değiniyor. Bir Kürt öğrenci söz alıp: "Öğretmenim, Türkiye'de Kürtlere .....!" Dört beş öğrenci üstüne yürüyor; sözünü bitirmesine olanak vermiyor.
"Türkiye'de Kürt yok!"
"Ben Kürdüm!"
"Değilsin ulan!
Öğretmen kavgayı zor önlüyor. Ne hoşgörü, ne düşünceye saygı var. Öğretmenin adıysa bazı veliler arasında "Kürtçü terörist"e çıkıyor!
Bu tür örnekler okularda sık sık görülür oldu. Tüm öğrenciler böyledir demiyorum. Amacım gercekliği kavramaya yarayacak birkaç kare resim göstermek!
Bir damla deniz suyu deniz değildir elbette. Ama damlalar, aynı zamanda denizin özelliklerini de gösterir!
Irkçı ve dinci eğilimler sonucu okulda barış ortamı zedeleniyor. Kendini din ve ırk olarak ortak yaşamdan ayıran öğrenci zamanla kendisi gibi olmayan, kendisi gibi düşünmeyen öğretmene, öğrenciye kinleniyor. Kur'an Kursu’nda, camide öğrendiklerine uymayan konulara, düşüncelere düşman oluyor. Sonuçta okula ilgisi azalıyor. Başarı düşüyor.

Kanayan bir yara: "Sonderschule"ler
Son yıllarda giderek kendini gösteren bir sorunla karşı karşıyayız. Halk arasında "Geri zekalılar okulu" olarak adlandırılan, öğrencileri küçümsenen, velileri horlanan "Sonderschule" ler Türkiyelileri derin derin düşündürmelidir.
2000-2001 ders yılında "Sonderschule"lere, 26 331 çocuğumuz devam etmiştir. 1996 yılında, her on bin Türkçe konuşan çocuktan 349'u öğrenme engelli özel eğitim okullarla (Sonderschulen für Lernbehinderte) giderken; bu sayı diğer yabancı çocuklarında on binde 299; Alman çocuklarında on binde 162'dir! Yani "Sonderschule"lere giden çocuklarımızın sayısı Alman çocuklarının iki katından fazladır!
1995 yılında liselere 28 998; Sonderschule'lere ise 24 689 öğrenci devam etmiştir.
2000-2001 ders yılında da bu durum değişmemiş, tersine kötüleşmiştir.
Türkiyeli öğrenciler arasında "Ögrenme Engelli" olanları, Alman ve diğer uluslardan öğrencilere göre çokluğu nasıl açıklanabilir?
Bazı veliler, bazı kişiler bu konuda Alman öğretmenleri suçluyorlar. Türk çocuklarla haksızlık yapıldığını, öğretmenin zıt gittiğini iddia ediyorlar. Bu iddialarda gerçeklik payı çok azdır. 26 000 dolayındaki öğrenciden diyelim ki, bin kadarı haksızlığa uğramış olsun, 25 000'ni ne demeli? 15 yıllık gözlemlerime ve deneyimlerime göre, Sonderschule sorununu Alman öğretmenlerin tutumuna indirgemek, sorunu hafife almak, gerçeklerden kaçmaktır.
Türkiyeli ailelerin çocuklarında görülen "öğrenme engelli"lik sorununu derinlemesine araştıran çalışmalar hemen hemen yok denecek kadar az. Ayrıca bu sorun Almanya ile sınırlı değil. Danimarka'da, Fransa'da, Hollanda'da yayın bir şekilde görülüyor.
Bu acı, bu derin eğitim sorununun çok çeşitli nedenleri vardır.
Bazı gözlemlerim şunlar:
- Sonderschule'ye giden Türk öğrencilerin çoğunluğu, Türkiyelilerin kapalı olarak yaşadıkları; işsizliğin, sosyal baskının, kültürel geriliğin yaygın olduğu mahallelerden gelmektedir.
- Sonderschule’ye giden Türk öğrencilerin çoğunluğu, tutucu, dinsel baskının yoğun, şiddetin, dayağın çok olduğu ailelerden gelmektedir.
- Sonderschule'ye giden Türk öğrencilerin çoğunluğu, yakın akraba evliliği yapmış olan ailelerin çocuklarıdır. Son yıllarda, akrabalardan bir kız, bir oğlan kurtarma adına Türkiye'den getirilen damat ve gelinlerin sayısı artmıştır. Bu tür akraba evliliklerinin genetik bozukluk riskini çogalttığı bilimsel bir gerçekliktir.
Danimarka hükümeti, Türkiyeliler arasında genetik bozukluk olayınının artması üzerine, yakın akraba evliliklerini engelleyici önlemler almıştır.
Sorunun zorlayıcı önlemlerle çözümünden yana değilim. Ama Almanya'daki eğitimden sorumlu olanlar, Türkiyeli ailelerin çocuklarında yaygın olarak görülen "Sonderschule" sorunu üzerinde daha ciddi, daha derinlemesine durmalıdırlar.

Sonuç
Anadil Eğitimi, çok kültürlü, çok uluslu, barışçı, demokratik bir toplum, birleşik bir Avrupa yaratmanın önemli haklarından biridir. Anadil Eğitimi, Almanya'daki kültür dünyasını zenginleştiren bir hazinedir.
Türkçe Anadil Eğitimi’nin ve Türkiye kökenli öğrencilerin çözülmesi gereken birçok sorunu vardır. Bu sorunları velilerin ya da öğretmenlerin üstüne atmak, kolaycılıktır. Aile ve toplumu dışlayan önlemler çare olamaz. Öğretmenlerin özlük ve mesleki sorunları, Türkçe Anadil Derslerinin örgütleniş biçimleri acil çözümler bekliyor. Bu sorunlar bilimin, aklın ışığında; özgürlük, hoşgörü, karşılıklı saygı ve sevgi ortamında çözümlenebilir.
Ayrıca "PISA Raporu" ile ortaya konan Alman Eğitim Sistemindeki olumsuz gelişmeleri yabancı öğrencilerin sırtına yıkan düşünceler yanlıştır, bilim dışıdır.
Alman Eğitiminin sorunları yerlisiyle yabancısıyla, her renkten, her dilden tüm insanların ortak sorunudur. Geleceğin Almanyasını kuracak çocuklar hepimizin çocuklarıdır.
Çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Birçok olumsuzluğa karşın, öğrencilerimizin çoğunluğu iyi bir gelecek, güvenli bir yaşam kazanabilmek için çabalıyor. Kaygımız, bu çabaları daha verimli olması içindir.
Almanya'da doğup büyüyen nesillerimizi kimileri "kaybedilmiş" olarak görüyor. Hayır, kesinlikle böylesi görüşlere katılmıyorum. Burada yetişen nesiller umudumuzdur. Bu nesiller arasında sorunlu olanlar vardır. Bu gençlerimizi, bu çocuklarımızı kazanabiliriz.
Sınıfta çicek zor açıyor! Sevgiyle, bilinçle, emekle, sabırla açıyor! Açtırmak zorundayız....


Kemal Yalçın
Bochum, 15 Eylül 2002


Kaynaklar:
1. "Temel Veriler - Eğitim İstatistikleri", Bonn Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği, Nisan 1996
2. " Temel Veriler - Eğitim İstatistikleri", Bonn Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği, Temmuz 1995
3. "Türkisch den Türken", Christoph Schroeder, TAZ 2.2.1999
4. "DerHerkunftssprachenunterrichf, Hans H. Reich, Deutsch Lernen, l/ 1998
5. "Doppelt gebacken", Der Spiegel, sayı: 43 / 1998, sayfa: 86-87
6. " Vorläufiger Lehrplan für Türkisch in der Sekundarstufe I", Die Schule in NRW, Eine Schriftenreiche des Kultusministers
7. " Türkisch an Schulen der Sekundarstufe I in Nordrhein_Westfalen", Landesinstitut für Curriculumentwicklung, Lehrerfortbildung und Weiterbildung, Zusammengestellt von Eike Thürmann, 1981
8. "Desintegration und islamischer Fundamentalismus - Über Lebenssituation, Alltagserfahrungen und ihre Verarbeitungsformen bei türkischen Jugendlichen in Deutschland", Wilhelm Heitmeyer, Helmut Schröder, Joachim Müller; Aus Politik und Zeitgeschichte, B7 - 8 / 97
9. "Türkisch in Deutschland", Meline Pohlman, Johannes Meyer-Ingwersen
10. "2001 İstatistiki Bilgi Formu", T.C. Berlin Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği yayını

 

Basından Seçki

Nuh GÖNÜLTAŞ

Forumdan

Posted by erdincince - 12/03/2010 01:48
Posted by AAS_IZM - 12/03/2010 00:28
Posted by assslan - 11/03/2010 22:14
Posted by ceren1969 - 11/03/2010 21:44
Posted by jade - 11/03/2010 21:20